5 Ocak 2011 Çarşamba

Senin Korkularını Benim İnceliğimi

Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
ne kapanan ka...pılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
hüznün arması ayrılık.

O küçük ölüm!

Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.

Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
Ben bulutları gösterirken,
“bulmacanın beş harfli yemek sorusuna” yanıt aramanla halkalanmış,
“Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı”
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
“bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ”
diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.

Şimdi anlıyormusun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında....

Ne mi yapacağım bundan sonra?

Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
Şiir yazmayacağım bir süre,
Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.
Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
Falcı kadınlara inanmayacağım artık.
Trafik polislerine adres sormayacağım,
Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye....

Ne yapacağımı sanıyorsun ki?

Tenin tenime bu kadar sinmişken,
ömrüm azala azala önümden akarken,
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.

Şükrü Erbaş

gül kokuyorsun

‎"gül kokuyorsun bir de
amansız, acımasız kokuyorsun
gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun
dayanılmaz birşey oluyorsun, biliyorsun
hırçın hırçın, pembe pembe
......öfkeli öfkeli gül
gül kokuyorsun nefes nefese...

" Edip Cansever

4 Ocak 2011 Salı

cesaret;

zamanı gelen deneyime teslim olma ve fırtınayla birlikte hareket edebilme cesaretidir.

nietzshe/aforizmalar

‎-nedeni olan nasıla katlanır .

nietzshe

Nietzsche/ aforizmalar

İnsan dilediği kadar bilgisiyle şişinip dursun, dilediği kadar nesnel görünsün, boşuna ! Sonunda her zaman ancak kendi yaşam öyküsünü elde edecektir.

Nietzsche

BU YANGIN YERİNDE

Yaşamak bu yangın yerinde



Her gün yeniden ölerek




Zalimin elinde tutsak



Cahile kurban olarak




Yalanla kirli havada



Güçlükle soluk alarak




Savunmak gerçeği, çoğu kez



Yalnızlığını bilerek




Korkağı, döneği, suskunu



Görüp de öfkeyle dolarak




Toplanıyor ölü arkadaşlar



Her biri bir yerden gelerek




Kiminin boynunda ilmeği



Kimi kanını silerek




Kucaklıyor beni Metin Altıok



"Aldırma" diyor gülerek




"Yaşamak görevdir bu yangın yerinde



Yaşamak, insan kalarak"





Ataol Behramoğlu

YERLEŞİK YABANCI

Kiminin dikenleri vardır

Katlanamaz üstüne.

Hep dikene durur Delmemek için gövdesini,



Kiminin yoktur bir tek kemiği,

Doğrulamaz ayaklarının üstünde.

Ona göre varsa yoksa kendisi,
Dürülüdür ütülü bir mendil gibi



Ben eğilmem gündüz ama
Geceleri kanatırım kendimi



Ben bir söz söylediğim zaman,

Kendine küçük bir pıtrak edinir.

Çok sürmez anlar başına geleceği,
Çarşılarda pazar ondan selam kesilir.



Ben birini sevdiğim zaman

Göğünü durmadan genişletir.

Ama herkes rahattır kozasının içinde,
O sevgi artık kimsesizdir.



Ölsem ayıptır, sussam tehlikeli
Çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli.



Metin Altıok